
Utanç ve damgalanma: yardıma giden sessiz eşik
Psikolog olarak çoğu zaman, insanların şikâyetlerinde değil, ona duydukları utançta tıkandığını görüyorum. 'Hakkımda ne düşünürler?' insanları görüşme odasından, şikâyetin kendisinden daha çok uzak tutar. Bu yazıda o sessiz eşiği görünür kılmak istiyorum: damgalanma nasıl işler, aile ve kültür içinde neden daha ağır basabilir ve hepsinden önemlisi, sessizliği nasıl kırarsınız.
Damgalanma aslında nedir
Damgalanma olumsuz bir etikettir: ruhsal şikâyetleri olan insanlarda bir şeyin 'yanlış' olduğu, onların zayıf, tehlikeli ya da güvenilmez olduğu fikri. Bu önyargılar toplumda, çoğu zaman cehaletten, yaşar ve azı doğru olsa bile inatçıdır.
Kabaca iki biçim ayırt ederiz. Kamusal damgalanma, dış dünyanın yargılarıdır. Öz-damgalanma ise o yargılara kendiniz hakkında inanmaya başladığınızda olan şeydir: 'gerçekten zayıfım, benim suçum, bir hiçim.' Çoğu zaman en felç edici olan tam da bu ikinci biçimdir.
Çünkü kamusal yargıdan bazen kaçabilirsiniz, ama kendiniz hakkında verdiğiniz yargıyı her yere taşırsınız. 'Bu kadar nazlanma' diyen o katı sesi tanıyor musunuz?
Öz-damgalanma eşiği nasıl yükseltir
Öz-damgalanma çifte bir yük olarak işler. Şikâyetlerinizin üstüne, o şikâyetlere sahip olmamanız gerektiği yargısı eklenir. Yalnızca kaygılı ya da çökkün değil, bunun için utançlı ve suçlu da hissedersiniz. Bir yerine iki ağırlık.
Bunun doğrudan sonuçları vardır. Çok fazla öz-damgalanması olan insanlar yardımı erteler ya da hiç aramaz, geri çekilir ve gerçekte nasıl olduklarını gizler. Böylece yardım mevcutken gereksiz yere uzun süre tek başlarına mücadele ederler.
Acı ironi: utanç, zayıf olmadığınızı kanıtlamak için bunu kendinizin çözmesi gerektiğini fısıldar, oysa şikâyetleri kötüleştiren tam da o yalnız kalmadır. Yardım istemek bir teslimiyet değildir; yapabileceğiniz en cesur ve en akıllıca şeylerden biridir.
Aile ve kültür içindeki tabu
Utanç, içinde büyüdüğünüz dünyadan asla ayrı değildir. Bazı ailelerde ve topluluklarda ruhsal şikâyetler üzerinde büyük bir tabu vardır. Bazen dedikodu ya da itibar kaybı korkusundan, bazen onun için basitçe sözcükler bulunmadığından, bazen de 'dişini sıkmak' ve 'şikâyet etmemek' bir erdem sayıldığından.
Buna, yalnızca kendinizi değil, bütün ailenizi rezil edeceğiniz korkusu eklenir. 'İnsanlar ne der?' o zaman önemsiz bir şey değil, gerçek bir toplumsal yüktür. Onurun ve karşılıklı bağların ağır bastığı bir toplulukta bu, yardım aramayı daha da zorlaştırabilir.
Bu, o kültürlere bir sitem değil; her topluluğun kendi hassasiyetleri vardır. Ama 'sadece yardım aramanın' biri için diğerine göre neden çok daha zor olduğunu açıkça gösterir. Ve kültüre duyarlı bakımın, bağlamınızı anlayan bakımın, neden bu kadar önemli olduğu tam da budur.
Sessizliğin bedeli
Sessizlik güvenli hissettirir, ama bir bedeli vardır. Şikâyetlerini gizleyen kişi ya sonradan yardım aramaz, yalıtılır ve fark yaratabilecek desteği kaçırır. Sessizce için için yanan şikâyetler nadiren kendiliğinden iyileşir; daha çok büyür.
Üstelik sessizlik damgalanmanın kendisini ayakta tutar. Kimse onun hakkında konuşmadıkça, neredeyse hiç kimsenin başına gelmiyormuş gibi görünür, oysa ruhsal şikâyetler aslında son derece yaygındır. Neredeyse herkes bir noktada, kendisi ya da yakın çevresinde, bununla karşılaşır.
Biri sessizliği her kırdığında, bir sonraki için eşik biraz daha alçalır. Bu yüzden konuşmak yalnızca sizin için iyi değildir, mücadele eden herkese küçük bir armağandır da.
Ruhsal şikâyetler bir karakter kusuru değildir
İnatçı bir yanlış anlamayı düzeltelim: depresyon, kaygı bozukluğu ya da travma, zayıf bir karakterin, irade eksikliğinin ya da başarısızlığın işareti değildir. Bunlar biyolojik, ruhsal ve sosyal nedenleri olan, güçlü, başarılı, şefkatli insanlar da dâhil herkesin başına gelebilen durumlardır.
Diyabeti ya da kırık bacağı olan birini de nazlanmakla suçlamazsınız. Ruhsal şikâyetlerde bu hâlâ çok sık olur ve en kötüsü, kendimizi suçlarız. O yargı yalnızca haksız değil, iyileşmenin önünde etkin biçimde durur.
Kendinize karşı kullandığınız dili, iyi bir arkadaş hakkındaymış gibi duymaya çalışın. Ona 'bu kadar nazlanma' der miydiniz? Muhtemelen hayır. Aynı yumuşaklığı siz de hak ediyorsunuz.
Utancı nasıl kırarsınız
Utancı kırmak küçük başlar: bir kez yüksek sesle, güvendiğiniz tek bir kişiye söyleyerek. Güvendiğiniz biri, bir arkadaş, bir aile üyesi, aile hekiminiz. Bütün hikâyenizi bir kerede anlatmak zorunda değilsiniz; 'aslında pek iyi değilim' başlamak için yeterlidir.
Çoğu zaman korkulan tepki sanıldığından çok daha hafif çıkar. Birçok insan rahatlama ve tanımayla tepki verir ('bir tek ben sanıyordum') ya da kendi mücadelesini anlatır. Ve biri yine de anlayışsız tepki verirse, bu sizin hakkınızda değil, onun cehaleti hakkında daha çok şey söyler.
Yardım aramanın gizli olduğunu kendinize hatırlatmak da yardımcı olur. Bakım sağlayıcıların sır saklama yükümlülüğü vardır; paylaştığınız şey görüşme odasının duvarları içinde kalır. Yani konuşmayı, bunun için güvenli kılınmış bir ortamda deneyebilirsiniz.
O eşiği nasıl düşürmeye çalışıyoruz
AndersGGZ'de o sessiz eşiğin keskin biçimde farkındayız. Bu yüzden kültüre duyarlı ve mümkün olduğunda kendi dilinizde çalışırız, isterseniz yakınlarınızı dâhil ederiz ve kim olduğunuzu ya da nereden geldiğinizi açıklamak veya savunmak zorunda olmadığınız bir ortam yaratmaya çalışırız.
Çünkü tüm bağlamınızda, geçmişiniz ve ona eşlik edebilecek utanç da dâhil, görüldüğünü hissetmek bir ayrıntı değildir. Çoğu zaman birinin adımı atmaya cesaret etmesi ve kalması için ihtiyaç duyduğu tam da budur.
Bir süredir yardım arayıp aramayacağınızdan kuşkuda mısınız ve sizi utanç mı durduruyor? O zaman bu sizin işaretiniz olabilir. Bir ilk görüşme, sessizliği kırması dışında sizi hiçbir şeye bağlamaz. Ve bu çoğu zaman en zor ve en önemli kısımdır.
Kaynaklar
- Samen Sterk Zonder Stigma — Over stigma en destigmatisering
- Samen Sterk Zonder Stigma — Aanpakken van zelfstigma
- MIND — informatie en steun bij psychische klachten
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve bir bakım sağlayıcısının kişisel tavsiyesinin yerini tutmaz. Tereddüt mü ediyorsunuz veya kendi durumunuzla ilgili sorularınız mı var? Bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.
Sorularınız mı var ya da başvurmaya hazır mısınız?
Kendi dilinizde ve kendi temponuzda sizinle birlikte düşünmekten memnuniyet duyarız.

